Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi.
O, ortada yakalandı.
Ortada ters giden bir şey var sanki.
Aslında ortada sihir mihir yoktur, göz boyamaca vardır.
Durumun daha kötüye gitmediği ortada.
Ortada korkulacak bir şey yokmuş.
Ortada bir tekzip yok.
Ortada komplo falan yok.
Ortada bulanan tek kişi benim.
Ortada yürütülmekte olan bir soruşturma var.
Ortada çirkin söylentiler dolaşıyor Tom.
Şimdi her şey ortada.
Ortada büyük bir vahşet var.
Beni ortada bıraktın.
Tepe ortada, ağaçsız.
Tom'un Meryem'e vurgun olduğu ayan beyan ortada.
Hatalı olduğun ortada.
Gel ortada anlaşalım.
Kabak gibi ortada.
Gerçek ortada bir yerde yatıyor.
Bu, gün gibi ortada.
Gerçek ortada yatıyor.
Ortada fol yok yumurta yok.
Tom ve Mary'nin birbirlerinden hoşlandığı ortada.
Gün gibi ortada.
Apaçık ortada.
Kanıt gün gibi ortada.
Ortada ikinizin çıktığına dair dolaşan bir söylenti var.
Ortada ikinizin çıktığına dair bir söylenti dolaştığını biliyor muydun?
Ortada bir sebep yoktu.
Demarke durumdaki Ali, gelen ortada kafa vuruşuyla ağları havalandırdı.
Tom ortada bir neden yokken bana vurmaya başlamıştı.
Gerçek ortada bir yerde.
Ortada bir avuç Türk'ün yaşadığı bir ata yurdu kalmıştı.
Sonuçlar ortada.
"Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi" diyebilir misin?
Şu an sağlıklı düşünemediğin ortada.
Ali dımdızlak ortada kaldı.
Ali sap gibi ortada kaldı.
Ali eli boş, götü yaş ortada kaldı.
Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.
Rakamlar ortada.
Ortada çok büyük bir ihtiyaç var.
Ortada bir maçtı.
Sorun şu ki ortada gerçekçi bir problem yok.
Bunun nedenleri ise ortada.
Başta tam gaz başlarsan, ortada dayanıklılığını yitirirsin.
Yorum yapmaya gerek var mı? Her şey ortada.
Her şey kabak gibi ortada.
Kabak gibi ortada kaldık.
Dış politikada yumuşak gücünü sert gücünün kapasitesinin üstünde kullanmaya kalkarsan kabak gibi ortada kalırsın.