Mate logo
Головна
Додатки
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр підтримкиЗворотній зв'язокУвійти
Додатки

iPhone + iPad

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Mac + Safari

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Google Chrome

Центр підтримки, Завантажити

Mozilla Firefox

Центр підтримки, Завантажити

Opera

Центр підтримки, Завантажити

Microsoft Edge

Центр підтримки, Завантажити
Підтримка
ЗавантажитиЦентр підтримкиДоступні мовиПовернення грошейСкинути парольВідновити ліцензійний ключПолітика конфіденційності
ЗВОРОТНІЙ ЗВ'ЯЗОК
Зворотній зв'язокTwitterБлог
Мова
безкоштовні сервіси
Перекладач сайтівОнлайн-перекладачВідмінювання дієслівПереглянути Der Die DasПриклади використанняWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Головна
Додатки
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр підтримкиЗворотній зв'язокУвійти
Додатки

iPhone + iPad

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Mac + Safari

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Google Chrome

Центр підтримки, Завантажити

Mozilla Firefox

Центр підтримки, Завантажити

Opera

Центр підтримки, Завантажити

Microsoft Edge

Центр підтримки, Завантажити
Підтримка
ЗавантажитиЦентр підтримкиДоступні мовиПовернення грошейСкинути парольВідновити ліцензійний ключПолітика конфіденційності
ЗВОРОТНІЙ ЗВ'ЯЗОК
Зворотній зв'язокTwitterБлог
Мова
безкоштовні сервіси
Перекладач сайтівОнлайн-перекладачВідмінювання дієслівПереглянути Der Die DasПриклади використанняWordsDefinitionIdioms

Визначення слова «baş» мовою турецька

ad

  1. insan ve hayvanlarda beyin, gözler, kulaklar, burun, ağız gibi organların bulunduğu, vücudun üst ya da önünde yer alan bölümü.

    • Çocuğun başına vurmayın
  2. bir topluluğu yöneten kimse.

    • Buranın başı kim?
  3. bir şeyin başladığı yer, başlangıç.

    • Sözün başında gerçeği belirttik
  4. ana öğe, temel.

    • İşin başı, paradır
  5. dağ, tepe, ağaç gibi şeylerde en yüksek nokta.

    • Ormanda başı göklerde ağaçlar vardı
  6. bir şeyin yakını ya da çevresi.

    • Havuzun başında oturduk
  7. bir şeyin genellikle yuvarlakça ucu.

    • Topluiğne başı kadar bir gözü vardı
  8. iki ucu bulunan bir şeyin uçlarından her biri.

    • Köprünün başına gelince durduruldular
  9. (kasaplık hayvan, kuru soğan, sarmısak için) tane.

    • Bir baş soğanla iki lokma ekmek yedi
  10. önde gelen etken, neden.

    • Her kötülüğün başı yalandır
  11. güreşte pehlivanların ayrıldığı beş dereceden en yükseği.

    • Bu pehlivan başa güreşecek
  12. deniz taşıtlarının ön tarafı.

  13. sözcüğün ... başına biçimi adlardan sonra ve nicelik bildiren sözcüklerden önce gelerek üleştirme anlamı verir.

    • Aile başına iki çadır düştü
  14. kimi adlar ya da sanlarla başta ya da sonda bileşerek önem ya da yönetim yönünden ilerde olan, önde gelen, en önemli, en üstün anlamında bileşik sözcükler oluşturur: başkent, başçavuş, başyazı, başbakan, aşçıbaşı, binbaşı... gibi.

  15. baş sözcüğü birçok deyimde öz varlık anlamını taşıyan bir adıl gibi yer alır: Başının derdine düşmek, başı derde girmek... gibi.

  16. en önemli, en başta gelen, birinci.

    • Bu işin baş adamı odur
  17. çok konuşarak birini rahatsız etmek.

  18. usandırmak, bıkkınlık vermek, can sıkmak.

  19. (bir iş) sürekli zarar etmek.

    • Dükkân hep baş aşağı gitmekteydi
  20. (iş ya da hasta) boyuna kötüleşmek, gün güne kötüye gitmek.

  21. başına bir başörtüsü vb. örtmek.

    • Bu nasıl baş bağlamak, her gün bir yana düşer?
  22. (ekin) başak tutmak, başaklanmak.

    • Buğdaylar baş bağlamak üzereler
  23. (iki kişi) yanlarında kimse olmaksızın.

    • İki devlet adamı baş başa görüştüler
  24. (iki kişi) birlikte, bir arada, beraberce.

    • Sevdiğiyle baş başa yürümüştü
  25. gürültüden ya da çok konuşan birini dinlemekten kafası yorulmak.

  26. sıkıntı veren durumlar için çözüm aramaktan çok yorulup düşünme gücünü yitirecek duruma gelmek.

  27. bir işe ön ayak olmak, bir konuda öncülük etmek.

  28. halayın başında yer alıp oyunu yönetmek.

  29. çok çekici, olağanüstü.

    • Güzelliği baş döndürücüydü
  30. (hız için) aşırı, çok, olağanüstü.

    • Arabayı baş döndürücü bir biçimde kullanıyordu
  31. (koku vb.) baygınlık verici.

    • Kadının baş döndürücü kokuları sevdiğini biliyordu
  32. insan öldürmek ya da öldürtmek.

  33. selam vermek üzere başını eğmek.

    • Yaşlı adam, önüne gelene baş kesip durmuştu
  34. bir işi başarmak için fedakârca çalışmak.

  35. elebaşılık etmek.

  36. (çıban) olgunlaşmak.

  37. (ekin) başak tutmaya başlamak.

  38. kendini feda etmek.

    • Niceleri bu yolda baş vermiştir
  39. (gemi) başını, göğsünü denize vererek ilerlemeye çalışmak ya da başını istenilen yöne çevirmek.

  40. ➽başvurmak.

  41. (gemi) başını, dalgalı denizde çenesi görülünceye değin kaldırarak çok ağır bir biçimde denize vurmak.

  42. öldürmek ya da öldürülmesini sağlamak.

  43. makamından etmek.

  44. (birini) şımartmak.

  45. (bir işi) sona erdirmek.

  46. (bir kişi) en üstün yeri almak, yönetim yerine gelmek.

    • Partide başa geçenler, yeteneksizdi
  47. (bir sorun) önem yönünden ilk sıraya gelmek, önem kazanmak.

    • Ülkede, terör sorunu başa geçti, ötekilere sıra gelmiyor
  48. yağlı güreşte, en baş derecede güreş tutuşmak, başpehlivanlık için yarışmak.

  49. bir işte, en iyi sonucu sağlamak için çalışmak, yarışmada birinciliği elde etmek için uğraşmak.

  50. özgür olmayan, bir işe bağlı bulunan.

  51. nişanlı ya da evli.

  52. önceden güçlüğünü düşünemediği ya da isteği dışında olarak, sıkıcı, üzücü, sıkıntı verici bir işle uğraşmak zorunda kalmak.

  53. istemediği halde sıkıntılı bir duruma düşmek.

    • Kalk gidelim, yoksa başımız derde girecek
  54. çevresi dönüyor, ayağının altında yer kayıyor duygusuyla kendini yitirir gibi olmak.

    • Henüz iyi değildi, ara sıra başı dönmekteydi
  55. çok hareketli, yorucu durum karşısında düşünme gücü dağılarak olup biteni kavrayamaz duruma düşmek.

    • Bütün gün koşturdum, vallahi başım döndü artık
  56. çok para ele geçirme ya da yüksek bir makama gelme nedeniyle şımarmak, dengesi bozulmak.

  57. çok gözalıcı, görkemli bir şey karşısında şaşkınlığa uğramak.

    • Selimiye’ye baktıkça insanın başı döner
  58. yükseklerinde her zaman sis bulunan, yüksek yerlerini sis bürümüş (dağ).

    • Yaylada, başı dumanlı dağlara bakıp dururduk
  59. içkili, sarhoş.

    • Biraz başı dumanlıydı, o yüzden neşeliydi
  60. sevdalı, âşık.

    • Bugünlerde onun başı dumanlı, kusuruna bakılmaz
  61. yaraşık olmadığı bir şeyi elde ettiği için çok sevinip böbürlenmek.

  62. pek uygun olmayan bir işi yapana, bunu yapmakla yüceldin, değil mi? ya da bunu yapmakla eline ne geçti? anlamında söylenir.

    • Bizi kandırınca başı göğe erdi galiba
  63. sağına soluna bakmayan, utangaç.

  64. kendi halinde, uslu (kimse).

  65. hiç hastalanmamış olmak.

  66. yatağa yattığı halde uyuyamamış olmak.

  67. kendini beğenmiş, burnu havada.

    • Pek başı yukarda biri, az görüşüyoruz
  68. ➽başı dimdik.

  69. (birini) altına alıp dövmek.

  70. yerde yapılacak bir işi çabucak bitirmek üzere oturup hemen ele almak.

  71. (sofraya, yemeğe) büyük bir iştahla oturmak.

  72. (bir kadının) zorla ırzına geçmek.

    • Dağda kızın başına çökmüşler
  73. birini, istemediği bir duruma sürüklemek.

    • Kusura bakma, senin de başına dert açmış oldum
  74. kendine, durup dururken can sıkıcı bir iş çıkarmak.

    • Balkonunun demirlerini boyayacaktım, iyice başıma dert açtım, iki gün sürdü
  75. birinin yanından ayrılmayarak onu denetim altında tutmak.

  76. birine, kendi işini yaptırmak için onun yanında ayakta durmak.

  77. bir içeceği, içinde bulunduğu kabı yukarı kaldırarak sonun değin içmek.

  78. birini ya da bir şeyi korumak için bir kimseyi onun bekçiliğine vermek.

  79. başkasının istemediği şey ya da kimse, kendisinin üstüne kalmak.

  80. çok yük olmak.

  81. işini yaptırmak için birinin yanına gelmek.

    • Şu işi bitirelim, adam başımıza ekşir şimdi
  82. (birinden bir şeyin) hesabını sormak.

    • Dediğin doğru değilse başına ekşirim ha!
  83. başına giymek.

    • Kadın, yazmasını başına geçirip sokağa fırladı
  84. bir şeyi öfkeyle birinin başına vurmak.

    • Kadın, çantasını adamın başına geçirdi
  85. (o şeyi) görevi altında bulundurmak.

  86. (bir işin) yönetimini ele almak.

    • Dükkânın başına babası geçince işler düzeldi
  87. (bir işi) yapmaya başlamak.

    • Sürücü, direksiyonun başına geçti, arabayı çalıştırdı
  88. (içtiği içki) ne yaptığını bilemez duruma düşürmek, sarhoş etmek.

  89. (zararlı gaz, sıcak) başını ağrıtmak, hasta etmek.

    • Soba başıma vurdu galiba, pencereyi aç
  90. (hasta vb. için) yanında durup gözetmek, bekçilik etmek, hizmetine koşmak.

  91. (bir işin) iyi yapılmasını sağlamak için yapılırken orada bulunup denetlemek.

  92. (genç için) sorumluluk, yükümlülük duygusundan uzak, zevk ve eğlenceye dalmak.

  93. gerçekleşmesi olanaksız şeyler düşünerek zaman öldürmek.

  94. bir yolunu bulup, zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak, işi başkasına yüklemek.

    • İşi başımdan atmak için neler çektim
  95. sürdürülmesi gereksiz bir ilişkiye son vermek.

    • Adamı başımdan atmak için, yüz vermez oldum
  96. bir kimseyi, bir yığın gereksiz, ilgisiz sözlerle sıkıp yormak.

  97. bir iş, bir kimseyi tedirgin edip oldukça uğraştırmak.

  98. (ağır hasta için) yanında bulunup hizmetini görmek.

    • Sabaha değin hastamızın başını bekledik
  99. (bir iş) yapılırken başında bulunmak.

    • Evde, temizlikçinin başını beklemek gerekiyor, yoksa üstünkörü yapıyor
  100. birini, durup dururken, kötü sonuçlar doğuran bir işin içine itmek.

    • Oğlanın başını belaya sokmak istemiyoruz
  101. kendi kendisini, durup dururken, ağır sonuçlar ve sorumluluklar doğuran bir işe bulaştırmak.

    • Elimle başımı belaya soktum
  102. onurunu korumak.

  103. boyun eğmemek.

  104. ortadan kaldırılmasını, yok edilmesini, öldürülmesini istemek.

    • Padişah, asilerin başını istemişti
  105. yetkili bir yerde bulunup bir işe engel olan bir kimsenin işten alınmasını istemek.

    • İşçiler, şefin başını istemiş, muratlarına ermişti
  106. bir işi aralıksız sürdürmek, yapmak.

  107. (hasta) yataktan çıkacak hali olmamak.

  108. bir karışıklıkta canını korumak.

  109. geçimini sağlayacak bir duruma gelmek.

  110. (ticari bir iş) zarar etmemek.

    • Dükkân bu ay ancak başını kurtardı
  111. birini, ağır, dayanılmaz bir zarara uğratmak, çok güç bir duruma sokmak.

  112. kendi kendini, pek de gerekli olmadığı halde, dayanılmaz bir zarara sokmak.

    • İyi etmedi, başını yaktı
  113. birinin güç bir duruma düşmesini ya da yetkisinden olmasını sağlamak.

    • Olay, bakanın başını yedi
  114. birinin ölümüne neden olmak.

  115. sonunu düşünmeyerek tehlikeye doğru yol almak.

  116. hesapsız kitapsız davranmak, yaşamak.

    • Hep böyle baştan kara gitmek iyi değildir